Sel suyuna maruz kalan araçların teknik inceleme yapılmadan çalıştırılmaması gerektiği uyarısında bulunan uzmanlar, elektrikli ve hibrit araçlarda kullanıcıların yüksek gerilim sistemlerine müdahale etmemesi gerektiğine dikkati çekti.
İSTANBUL (İGFA) - Selin ardından araç sahipleri otomobillerinin çalışıp çalışmadığını kontrol etmek isteyebiliyor. Ancak suya maruz kalan aracı yeniden çalıştırmaya çalışmak, mevcut hasarı ağırlaştırabiliyor.
Araç üreticilerine yönelik teknik eğitimler de veren sektör temsilcilerinden Met Teknik Akademi Başkanı Mustafa Tütünoğlu, önceliğin can güvenliği olduğunu vurgulayarak, sel tehlikesi sürerken aracı kurtarmaya çalışmama ve su çekildikten sonra teknik kontrol olmadan kontağı çevirmeme çağrısı yaptı. Tütünoğlu, özellikle suyun içindeyken stop eden araçlarda marşa basmanın motora ağır zarar verebileceğini söyledi. Hava emiş hattından silindirlere su girmesi halinde pistonların hareketinin engellenebileceğini belirten Tütünoğlu, bunun biyel kolları ve diğer motor parçalarında hasara yol açabileceğini kaydetti.
“Bir kez deneyelim, çalışırsa sorun yoktur” yaklaşımının doğru olmadığını belirten Tütünoğlu, araca marş basılmaması, akü takviyesi yapılmaması ve itilerek çalıştırılmaya çalışılmaması gerektiğini ifade etti. Aracın, üreticinin taşıma talimatlarına uygun şekilde profesyonel çekiciyle servise götürülmesini önerdi.
ELEKTRONİK ARIZALAR SONRADAN ORTAYA ÇIKABİLİR
Suyun araçta ulaştığı seviye ve araç içinde ne kadar kaldığının hasar değerlendirmesi için önemli olduğunu söyleyen Tütünoğlu, güvenli koşullarda çekilen fotoğrafların ve olayla ilgili bilgilerin teknik ekiple paylaşılmasını tavsiye etti.
Araç içindeki halıların kurumuş görünmesinin elektronik sistemlerde risk kalmadığı anlamına gelmediğine dikkat çeken Tütünoğlu, yalıtım malzemeleri, kablo bağlantıları, soketler ve elektronik kontrol ünitelerinde kalan nemin zamanla korozyona ve arızalara yol açabileceğini belirtti. Bu nedenle yalnızca iç temizlik yaptırmanın yeterli olmayacağını; inceleme, temizlik ve kurutma işlemlerinin üreticinin onarım prosedürlerine göre yapılması gerektiğini söyledi. Tuzlu su temasının korozyon riskini artırabileceğini de ekledi.
GÜVENLİK SİSTEMLERİ DE KONTROL EDİLMELİ
Tütünoğlu, incelemenin motor ve konfor donanımlarıyla sınırlı tutulmaması gerektiğini vurguladı. Hava yastıkları, emniyet kemerleri, kemer gergi mekanizmaları ve bunları yöneten elektronik sistemlerin de suya maruz kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Gösterge panelinde uyarı görülmemesinin, güvenlik sistemlerinin sorunsuz çalıştığını tek başına kanıtlamadığını ifade etti. Motor, şanzıman ve diferansiyel yağlarına su karışması ihtimalinin yanı sıra frenlerin ve yürüyen aksamın da çamur, tortu veya hasar yönünden kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.
ELEKTRİKLİ VE HİBRİT ARAÇLARA MÜDAHALE UYARISI
Elektrikli ve hibrit araçların yüksek gerilim sistemleri nedeniyle uzman incelemesi gerektirdiğini belirten Mustafa Tütünoğlu, sel hasarı şüphesi bulunan araçların çalıştırılmaması ve kontrol tamamlanana kadar şarja bağlanmaması gerektiğini söyledi. Kullanıcıların yüksek gerilim bataryasına, turuncu kablolara ve elektrik bağlantılarına müdahale etmemesi gerektiğini vurgulayan Tütünoğlu, aracın kapalı olmasının sistemde enerji kalmadığı anlamına gelmediği uyarısında bulundu.
Batarya hasarı şüphesi varsa aracın nasıl taşınacağı ve nerede bekletileceğinin uzmanlarca belirlenmesi gerektiğini ifade eden Tütünoğlu, aracı kapalı garaja almama; yapılardan, diğer araçlardan ve yanıcı malzemelerden uzakta tutma çağrısı yaptı. Araçta duman, olağan dışı ısınma ya da tıslama benzeri bir ses fark edilirse uzaklaşılması ve 112’ye haber verilmesi gerektiğini belirtti.
Her su temasının aynı hasarı oluşturmayacağını, onarım kararının suyun seviyesi, temas süresi, niteliği ve etkilenen parçalara göre verilmesi gerektiğini söyleyen Tütünoğlu, araç sahiplerine teknik inceleme ve sigorta hasar değerlendirmesi için ilgili kuruluşlara başvurmalarını, yapılan işlemlerin ve değiştirilen parçaların kayıtlarını saklamalarını önerdi. Onarımın yalnızca aracın yeniden hareket edebilmesine göre değil, sistemlerin ve güvenlik donanımlarının üretici prosedürlerine uygun biçimde çalıştığının doğrulanmasına göre değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.